Profilo di SuiGenerisLou SalomeFotoBlogElenchiAltro ![]() | Guida |
|
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
yalandunyacengizhan.spaces....ha scritto:
NEDÜNDE GİZLİDİR NEDE YARINDA cengizhan istanbullu
asalet asaletinyeter cengizhan Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verecek cevabım var. Ama bir lafa bakarım, lafmı diye. Birde söyleyene bakarım adam mı diyeİçin temiz olmadıktan sonra Hacı Hoca olmuşsun Kaç Para! Hırka; Tespih; Post; Seccade güzel: Ama ALLAH Kanar mı bunlara ?
Kimseler Görmesin diye Gözlerimde SEL SEL taşan YANLIZLIĞI, kİMSELER DUYMASIN DİYE SESİMİ ışık SIZMAYAN bir odanın KARANLIĞINA koydum. UNUTSUN BENİ DAĞLAR, unutsun beni yolar ,unutsun beyaz güller..Kayboldum DERTLERİMLE denizlerin
ASALET BEYAZ GÜLÜM3 çeşit dost vardır;Birincisi ekmek gibidir her zaman istersin.İkincisi ilaç gibidir lazım olunca ararsın.3üncüsü mikrop gibidiro gelir seni bulur.Allah herkesi mutluluk yağmuru altında şemsiyesiz bıraksın...! (amin)
4 Nov.
hulyaha scritto:
27 Lug.
Önderha scritto:
Mutlu hafta sonları. Sevgiyle kal..
7 Giu.
Serkan Özçalıkha scritto:
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
ertekin
![]() ertekin |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Alıntı
Aynı Anda İki Portre �izimi
Buyuk bir yetenek orneği, iki elle aynı anda iki ayrı portre ciziyor, inanılır gibi değil! Morgan Freeman ve Tim Robbins portreleri.


OYSA...!
Oysa yeni düşmüştü sarı duvak yüzümün avlusuna.
Takvimler bir sonbaharı daha ömürden silip tarihe yazarken, ben göğü teselli ediyordum.
Bir kapı eşiğine takılıp düşen zamanın ağır yaralarına saklayıp acılarımı, hep toplu duran valizimi alamadan gitmek zorunda kalıyordum ve her gidişimde, o sahte tebessüm gerçeği inkar edercesine dudağımda asılı kalıyordu.Döndüğümde ise aynı yalanların aynasında gözlerimin ta içine bakıp kendimi görebilmeyi umuyordum.
Öksüz bir nehir kadar kırılgandı gençliğimin yükü.Annemin dantelli şefkatinde sandık lekesi kadar sarıydım ve yakışmıyordum beyaza.Öylesine geçiyordum akşamların karanlığından, elimde yüzümde dışlanmışlığı gündüzün, cebimde keşkeleri, benim olmayan bir hayatın.
Oysa hazır sanıyordum kendimi savaşlara, çiçeklerim, cesaretim ve kurşun askerlerim vardı benim.Şimdi, yenilgilerim bir de her savaşta tekrar tekrar kaybettiğim benliğim var.
Alkışın acısından uzak ellerim. Yüreğimde filizlenen korkuların gölgesinde güneşi küstürüp tenime üşüyen bahara sarılıyorum.
Oysa Eylül kokan saçlarımda rüzgar kırıkları, şaşkın kaderimde sevda yanıkları, gerdanımda ise hayat saklıydı.
Şimdi karanlık bir odada sorguya çekiliyoruz.
Ben haykıra haykıra susuyorum, yalnızlığım dilini yutuyor.
Oysa …!
Hümeyra YILMAZ
31.01.2006
Hümeyra Yılmaz
Arabasının altında birinin bulunduğunu gören sürücünün otomobilini çalıştırması yasaktır. (Danimarka)
Otomobilinin karşısına at arabası çıkan sürücü, otosunu kenara çekmek zorundadır. (Danimarka)
Demiryolunda öpüşmek yasaktır. (Fransa)
Domuzlara “Napolyon” isminin verilmesi yasaktır. (Fransa)
Yağmur yağarken çimler sulanamaz. (Kanada)
Koleje gitmek için entelektüel biri olmak zorundasınız. (Çin)
Kapılar ve pencereler pembe renkte olmak zorundadır. (Kanada-Kanata)
Ağaca tırmanmak yasaktır. (Kanada-Oshawa)
Bank Street'te pazar günleri dondurma yemek yasaktır. (Kanada-Ottawa)
Yong Caddesi'nde ölü atları pazar günü sürüklemek yasaklanmıştır. (Kanada-Toronto)
Kadınların toplu taşım araçlarında çikolata yemesi yasaktır. (İngiltere)
Tropikal balık satıcıları hariç, kadınların halka açık yerde üstsüz gezmesi yasaktır. (İngiltere-Liverpool)
Etek giyen erkekler tutuklanır. (İtalya)
Pazar günleri balık avlamak yasaktır. (İskoçya)
İnek sahiplerinin sarhoş olması yasaktır. (İskoçya)
Kapınızı çalıp sizden “klozetinizi isteyen birini” içeri almak zorundasınız. (İskoçya)
Pazar günü çamaşır asmak yasaktır. (İsviçre)
Çocukların sigara satın alması yasak, içmesi serbesttir. (Avustralya)
Patikada sağ elinin üzerinde amuda kalkarak yürümek yasaktır. (Avustralya)
Pazar günleri pembe pantolon giymek yasaktır. (Avustralya-Victorio)
Araba kullandığınız zaman gömlek giymek zorundasınız. (Tayland)
İç çamaşırsız gezmek yasaktır. (Tayland)
Metroda sakız çiğneyen tutuklanır. (Singapur)
Kuaförde saç kurutucusunun altında uyuyan kadın ve salon sahibi para cezasına çarptırılır. (ABD-Florida)
HOLLYWOOD'UN ORTASINDA KOYUN SÜRÜSÜ!
Hollywood Bulvarı'nda 2 binden fazla koyun varsa araba kullanmak yasaktır. (ABD-Hollywood)
Sanık sandalyesinde ağlamak yasaktır. (ABD-Los Angeles)
U dönüşü yapmak yasaktır. (ABD-Teksas)
Evde içki içmek yasaktır. (ABD-Indiana)
Birisinin arkasından konuşmak ve dedikodu yapmak illegaldir. (ABD-Indiana)
Berberlerin çocukların kulağını kesmesi yasaktır. (ABD-Indiana)
Polisler, ikaz etmek amacıyla köpekleri ısırabilir. (ABD-Ohio)
Birine yılan atmak yasaktır. (ABD-Ohio)
Eşeklerin banyo küvetinde uyuması yasaktır. (ABD-Arizona)
Çorbayı höpürdeterek içmek yasaktır. (ABD-New Jersey)
Ayakkabıyla uyumak yasaktır. (ABD-Oklahoma)
Lolipop yemek yasaktır. (ABD-Washington)
Buzdolabının kapısı açıkken önünde uyumak yasaklanmıştır. (ABD-Pennsylvania)
Banyoda şarkı söylemek yasaktır. (ABD-Pennsylvania)
Ana caddede traş olmak yasaktır. (ABD-Mississippi)
Ne Zaman “Seni Seviyorum” Desem
Ne zaman “seni seviyorum” desem,
Kadınsı bir yalnızlık rengine bürünüyor,
Sesimde sığıntı umut heveslerim.
Telvesinde bir akşamın,
Seni arıyor falcı bakışlarıyla hüzün.
Yüreğim kabarıyor,
Yıldızlar karaya vuruyor,
Karanın haberi olmuyor yükünden.
Yudumlarken acıyı kahve, gözlerimden,
Aynalı bir geçmiş ısınıyor şakaklarımda,
Yağmurlar damla damla üşüyor.
Ne zaman “seni seviyorum” desem,
Bu şehir üzerime yürüyor.
Biliyorum ki yanmaktan korkuyor, yakılmaktan.
Kapanmamış sokakların kanlı izlerinde,
Zamanın gölgesi uyanıyor, yüzümün yamalı yerinden.
Her merdiven boşluğundan atıveriyor kendini,
Ne ütü ne de dikiş tutmayan sevdam.
Tırabzanlara takılıp kalıyor olasılıklarım
Ve soruyu işaret ediyor,
Göz göze gelmekten kaçındığım anlamsızlıklar.
Devrildi devrilecek gibi duruyor kaldırımlar üzerime.
Sendelerken yorgun düşlerim,
Tozu kalkıyor bedenimden telaşlarımın.
Sonra, hangi mevsimi giyinsem büyük geliyor.
Ne zaman “seni seviyorum” desem
Yangınlar kilitli kalıyor ay ışığında.
Tebeşir tozu ateşlerine mahkûm meydanlarım.
Yanmıyorum, yanılıyorum
Kıvılcım taklidi yapıyor ateş böcekleri
Kanmıyorum, kanıyorum.
İçimden tuttuğum gidişler bir bir gerçek oluyor.
Üfledikçe söndürülmüş mumlara,
Eriyor dudaklarım,
Çok katlı bir pastanın en üst katında.
Yenmiyorum, yeniliyorum.
Ne zaman “seni seviyorum” desem
Gri dumanlar çöküyor ciğerimin başına,
Eteklerimde ise çiçeği burnunda yeşiller.
Çocuk oluyorum, hiç koşulmamış yollarda
Ki kolları rüzgâra aşina.
Sonra rüzgârla rüzgâr oluyorum.
Dokunduğum yabancı bozkırlarda
Tanıdık, bildik izler bırakıyorum.
İçim içimden taşıyor içimi içime
Ben anlatamıyorum, kimse de anlamıyor.
Bir kurşun daha kiralıyorum silahıma.
Hem katil hem de ceset oluyorum aynı kurşunla.
Yine pişman oluyorum satın almadığıma
Ne zaman “seni seviyorum” desem
Demini almıyor çayım,
Açık ve şekersiz içiyorum, hasretin gibi.
Alışkanlıklarım aklıma geliyor,
Aklım ise alışkanlıklarıma gidiyor
Fakat bir türlü karşılaşamıyorlar nedense!
Eski şarkıların tozunu alırken,
Hep yüreğimi kanatıyorum.
Yorgun nakaratlarda tekrarlanıyor hatalarım.
Özrümü kabahatimden daha pahalıya satmak isterken
Hepsi birden elimde kalıyor.
İşte bu yüzden,
Ne zaman “seni seviyorum” desem
Yanımda olmuyorsun…
Hümeyra
16 Şubat 06
AYAZDA İKİ YÜREK
Bu sabah beni uyandırmadan işe gitti. Giyindiğini duydum, ama kalkmadım. Kalkmak istemedim. Bir ara yatağa eğilip bir süre yüzümü seyretti. Soluğunu hissettim. Uyumadığımı fark etti sanıyorum. Ama bir şey demedi. Gözlerim kapalıydı, ama yüzüme umutsuz bir hüzünle baktığını hissettim.
Günlerdir doğru dürüst birşey konuşamıyoruz. Birbirimizden saklanarak yaşıyoruz sanki. Oysa bir yıl önce ne büyük bir hevesle başlamıştık birbirimizi sevmeye... 5 aydır bende kalıyor. Günlük hayatın o basit, o bayağı ayrıntıları sevgimizi acımasızca kemiriyor. Ama o bu konuyu açmaktan ısrarla kaçıyor. Ne zaman ilişkimizin nereye gittiğini konuşmak istesem, ya konuyu değiştiriyor, ya kaçamak cevaplar veriyor...
Kalktığımda mutfakta notunu gördüm: Sevgilim, öyle güzel uyuyordun ki, uyandırmaya kıyamadım. Bu gece işyerinde nöbetçiyim. Beni merak etme. Sevgiyle, yazıyordu...
Notunu okuyunca gözlerim doldu. Bir bıçağın ucu kalbimde hafifçe gezindi sanki... Ona karşı hoyrat davrandığımı hissettim bir an. İlişkimizin sürmesi için asıl çırpınan oydu sanki. Bir de bana bu aralar çok ihtiyacı vardı. Başka bir eve taşınacak gücü yoktu. Aslında ben de onu hayatımdan kolay kolay çıkaramazdım. Bir tek onunla huzur içinde uyuyabiliyordum. Bu sevginin en gerekli koşullarından biridir, bilirsiniz. Ama başka bir sevgiliyi, başka bir aşkı özlüyordum. Ve bu kentten uzaklara, çok uzaklara gitmek istiyordum. Hem onsuz uyuyamıyordum, hem de çok yalnızdım. Ben ondan uzaklaştıkça, o da benden uzaklaşıyordu. Uzaklaştıkça ruhumuz üşüyor, üşüdükçe de örtünüyor, birbirimizden gizleniyorduk. Gizlendikçe daha bir yalnızlaşıyorduk...
Bütün gün onu düşünüp içtim. Başka hiçbir şey yapmadım. Akşam oldu. Şehrin ışıkları yandı. Kalktım internetimin başına geçtim. Aslında yaptığım büyük bir hataydı. Bu ilişkiyi tamamen bitirebilirdim. Ama nedense kendime karşı koyamadım. Ve internette onun sayfasına girdim... Sayfasının ismi Ayazdaki Bir Yürek?ti. Fransız yönetmen Claude Saute'nin bu filmini birlikte gözyaşları içinde seyretmiştik... Filmin ismini günlerce sayıklayıp durmuştu. Benim de yüreğim hep ayazdadır, diyordu. Sinema tutkunuydu. Para bulduğunda çekmeyi düşündüğü bir sürü senaryosu vardı... Ama parası hiç olmuyordu. Zamanının daraldığını düşünüyor, yaptığı işlerin onu asıl yapmak istediklerinden uzaklaştırdığını fark ettikçe hırçınlaşıyor, bu yüzden çalıştığı yerlerde fazla barınamıyordu...
Kendimi tiyatrocu Ümit olarak tanıttım ona... Dedim ya, yaptığım büyük bir hataydı diye...
- Sizi tanımak istiyorum.. Ben tiyatroyla uğraşıyorum. Adım Ümit. Arada sırada dublaj yaparım. Adını söyledikten sonra, onu aramama iten nedenin ne olduğunu sordu.
- Sitenizin ismi Ayazda Bir Yürek. Yanılmıyorsam bu bir filmin adı.
- Evet, Claude Saute?nin filmi. Çok etkilenmiştim. Siz seyrettiniz mi?..
- Seyrettim. Ben de çok etkilenmiştim. Sinemayla ilgilisiniz galiba.
- İlgili ne demek. Sinema benim tek tutkumdur. Senaryo yazıyorum. En büyük idealim yazdığım senaryoları çekebilmek... Ama para meselesi işte...
- Şu an ne iş yapıyorsunuz?
- Reklamcılıkla ilgili bir dergide editörlük yapıyorum. Çok sıkılıyorum ve atılmam an meselesi... Sizin işler nasıl?
- Pek iyi sayılmaz, hatta berbat diyebilirim. Tiyatro çevresini bilir misiniz, bilmem. Hep ahbap çavuş ilişkileri geçerlidir. Yoz, çürümüş bir dünya. İdealist, dürüst insanlara yer yoktur bu dünyada...
- Desenize sinema dünyasından pek bir farkı yok. Peki söyler misiniz, bizim gibi insanlara ne zaman şans tanınacak?
- İşimiz çok zor. Ya kurallara uyacağız, ya da köşemizde bekleyip hüzün biriktireceğiz...
- Hayır, ben köşemde oturup beklemek istemiyorum. Mutlaka bireyler yapmalıyım.
- Şu an neredesiniz?
- Lanet olası işyerimdeyim. Bitirilmesi gereken sayfalar var. Yarın dergi baskıya girecek. Ya siz, siz neredesiniz?
- Ben evimdeyim. Ve canım hiçbir şey yapmak istemiyor.
- Yalnız mısınız?
- Evet, yalnızım.
- Birlikte olduğunuz kimse yok mu?
- Neden sordunuz?
- Hiç işte, öylesine sordum.
- Hayatımda biri var. Ama şu an evde değil.
- Peki siz, sizin hayatınızda biri var mı
- Evet, var...
- Ne iş yapıyor?
- Yazar. Oldukça da tanınmış bir yazar. Bir yılı aşkındır beraberiz.
- Nerede yazıyor?
- Nerede yazdığını söylemesem. Onu bilmenizi istemiyorum. Kitapları da var. Peki, siz ne zamandır birliktesiniz?
- Ne tesadüf bizim de ilişkimiz bir yılı aştı. Ama yolunda gitmeyen şeyler var. Tıkandık. Galiba. Birbirimizden gizlenerek yaşıyoruz ne zamandır. Aynı evdeyiz, ama birbirimizden çok uzaktayız...
- Bizim ilişkimiz de pek farklı sayılmaz. Biz de tıkandık. Ne zamandır yoğunlaşamıyor bana. Varsa yoksa yazıları ve okurları. Bazen beni görmediğini bile düşünüyorum. İlişkimiz tıkandıkça kendini yaptığı işe daha çok veriyor ve benden daha çok uzaklaşıyor.
- Hayatında başka biri olabilir mi?
- Biri değil, birileri var. Flört etmeyi çok sever. Ama ilişkiler biraz derinleşmeye, ciddileşmeye başlamaya görsün, hemen bitirir. Bağlanmaktan çok korkar.
- Peki, nasıl katlanıyorsunuz bu duruma, çok zor olsa gerek. Ben olsam dayanamazdım. Ayrılmayı düşünmüyor musunuz?
- Çok düşündüm. Ama bu konuda biraz korkağım galiba. Bir de ona çok alıştım. Yalnızca onunla uyuyabiliyorum.
- Sizin de hayatınıza başkaları giriyor mu?
- Evet, giriyor. Ama hiçbiri onun yerini tutmuyor. Hay Allah, neler konuşuyorum sizinle ben böyle... Ben en yakın arkadaşlarımla bile bunları rahat konuşamıyorum...
- Ama bana rahatça anlatıyorsunuz...
- Bilmiyorum, belki sizi hiç tanımadığım için, bana bir yabancı olduğunuz için bu kadar rahatım sizinle... Hiç tanımadığı insanlara daha kolay anlatıyor insan kendisini... Peki, siz birlikte olduğunuz insanla her şeyinizi konuşabiliyor musunuz?..
- Evet, desem yalan olur. Ben de sizin gibi hiç tanımadıklarıma daha rahat anlatıyorum kendimi...
- Sevgilinizin yerinde olmak istemezdim...
- Ben de sizin sevgilinizin yerinde olmak istemezdim.
- Hayatımız ne kadar yorucu değil mi? Belirsizlikler beni çok yıpratıyor. Her şey net olsun isterdim. Hiç tanımadığım birine en gizli şeylerimi anlatmak bana acı veriyor. Kendimden utanıyorum. Ama yine de yapıyorum. Ne kadar yalnızım demek ki, ne kadar susamışım birine kendimi anlatmaya... Sabah işe gelirken onu uyurken seyrettim. Öyle masum görünüyordu ki... Neden hiç başladığı gibi sürmez ilişkiler...
- Aşk çok güzel bir şeydir, ama kısa ömürlüdür.
- Kısa ömürlü olduğuna inanmıyorum. Aşkta Sahip olduklarımızın değerini bilmiyoruz, hemen tüketiyoruz. İlk günlerimizi öylesine çok özlüyorum ki. Soluk alamazdım bazen. Kış günü bütün pencereleri açardım. Yanımdayken bile özlerdim. Soluksuz kalıp öleceğim sanırdım hep. Nereye dokunsam ona dokunmuş gibi olurdum. Nereye gitsem beni gördüğünü hissederdim. Tanrım gibiydi o. Bedenime dokunurdum ve dokunduğum yer hazla titrerdi. Çünkü kendime dokunduğumda ona dokunmuş gibi olurdum. Kanardı dokunduğum heryerim, tıpkı onunla sevişirken kanadığı gibi... Ama son zamanlarda onu öptüğümde bir boşluğu öper gibiyim... Artık birbirimize tahammül etmek zorundayız. Para biriktiriyorum, ayrı bir eve çıkmak için. Bir süre daha onun evinde kalmaya ihtiyacım var.
- O bunları biliyor mu?
- Biliyor, ama bunları hiç konuşmuyoruz onunla. Gitmemi bekliyor sanırım. Yalnızlığı ve yazılarıyla baş başa kalmak istiyor ve uzaktaki bir sürü sevgilisiyle... Ayazda iki yüreğiz biz şimdi...
- Soluksuz kalırdım, dediniz ya, aklıma bir şey geldi. Gazetelerden birinde yazmıştı. Küçük bir çocuk karpuz yerken, kaçırmış. Aradan günler geçmiş. Çocuk gittikçe soluk almakta zorlanıyormuş. Tıkanmaları artınca doktora götürmüşler. Röntgen çekilmiş ve soluk borusunda karpuz çekirdeğinin kök yaptığı görülmüş... Soluğunu tıkayan buymuş. Hemen ameliyata sokmuşlar ve bu kökü söküp almışlar. Çocuk rahat soluk almaya başlamış. Ama birkaç gün sonra ölmüş!.. Aşktan söz edilince hep bu olay gelir aklıma. Aşıkken soluk almakta zorlanırız,ama aşk olmayınca, onu bizden aldıklarında ölürüz. Ve kimse niye öldüğümüzü anlamaz...
- Çok kötü oldum. Bütün bedenim ürperdi.Bana ne yaptınız böyle. Her şeyi unutmaya çalışıyordum oysa. Bütün duygularım ayaklandı birden... Sizde anlayamadığım bir şey var...
- Nasıl bir şey?
- Sanki sizi çok eskiden beri tanıyormuşum gibiyim... Biliyor musunuz, insanda uzun yola çıkmak duygusu uyandırıyorsunuz.
- Aşık olduğumu hissettiğim anlarda uzun bir yola çıkmayı çok isterim..
- En çok nereye mesela?..
- Trabzon?daki Uzungöl?e... Orada hem kendinizi sonsuzluk içinde hissedersiniz, hem de acı veren, ama şefkatli bir korunaklılık içindesinizdir.... Tıpkı aşk gibi...
- İnanmayacaksanız belki ama, ben de orasını düşünmüştüm.Ne tuhaf, internette kurulan dostluklara, yakınlıklara pek inanmaz, gülüp geçerdim. Ama şu an sizi görmeyi ve yüz yüze tanışmayı öyle çok istiyorum ki...
- Farkında mısınız, sabah oluyor?..
- Evet, vaktin nasıl geçtiğini fark etmemişim bile. Peki siz, siz benimle yüz yüze görüşmek istiyor musunuz?
- İstemiyorum, desem yalan olur... Hatta ben sizinle hemen bugün Uzungöl'e yola çıkmak istiyorum..
- Siz ciddi misiniz, yoksa benimle dalga mı geçiyorsunuz?
- Hayır, hiç olmadığı kadar ciddiyim. Ama siz bu yolculuğa hazır mısınız, sorun o...
- Hazırım... Ben biraz deliyimdir. Siz benim deli yanımı bilmiyorsunuz daha...
- Peki işiniz, asıl önemlisi sevgiliniz...
- İşimin canı cehenneme. Zaten bugün yarın çıkartacaklardı. Onlar atmadan ben ayrılırım şerefimle...
- Peki sevgiliniz?..
- Nasıldı o dizeler: Can çekişen aşkları vurmalı, Vurmalı ve sıradan bir intihar süsü verilmeli... Akif Kurtuluş'un dizeleri yanılmıyorsam..
- Sevgilinizin yerinde olmak istemezdim...
- Nerede ve kaçta buluşuyoruz?
- Atatürk Kültür Merkezi'nin önünde, saat 12.00?de... Peki sevgilinize ne diyeceksiniz?
- Onu arar, her şeyi söylerim, o işi bana bırakın. Hadi, şimdilik hoşça kalın...
Ve birkaç dakika sonra telefonum artarda kez çaldı. Açmadım tabii ki, telesekreter devreye girdi. Telesekreterin sesini iyice açtım. Konuşması tedirgindi. Beni incitmekten korktuğu belliydi:
Canım, birbirimizi çok sevdik, ama ne zamandır sevgimiz bizi korumuyordu.Son günlerde ikimizde çok yalnızdık. Bitmesi ikimiz için de iyi olacak. Seni hep güzel anmak istiyorum. Uzun bir yola çıkıyorum. Beni merak etme ve bekleme. Belki bir gün seni ararım. Hiç beklemediğin bir anda... Seni incittiysem bağışla.
Evet, ben de en az onun kadar deliydim. Hemen bavulumu hazırlamaya koyuldum. Beni görünce ya mahvolacak ya da uzun yola çıkacaktık. Birlikte ne zamandır çıkmayı düşlediğimiz, ama bir türlü çıkamadığımız o uzun yola...
Cezmi Ersöz
BakınTAHA abim benim için ne yapmış
ÇOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOK
TEŞEKKÜRLER
ABİCİM
![]()
Süüpppppeeeerrr olmuş
Özdemir Asaf da Göseydi Eminim Çok Hoşuna Giderdi
|
| |
|
| |
|
Özdemir Asaf |


|
Ten Kızıllığı
|
|
Hümeyra
05.11.05
http://freeweb.siol.net/danej/riverIQGame.swf
Linkten, büyük mavi yuvarlaği tıklayın.
Oyunun kuralı:
"herkes nehirden karşıya geçmeli"
Sala binecek kişilerin üzerine, salı karşıya geçirmek içinse kırmızı
yuvarlaklara tıklamak gerekiyor.
Kurallar:
Bir seferde sadece 2 kisi sala binebilir.
Baba, anneleri yokken kizlarin hicbiri ile sala binemez.
Anne de babalari yokken ogullarindan hicbiri ile sala binemez.
Hirsiz, polis yokken aile ile yalniz kalamaz.
Sali kullanmayi da sadece anne, baba ve polis biliyor!
Kolay gelsin!
|
|