Profilo di SuiGenerisLou SalomeFotoBlogElenchiAltro Strumenti Guida
 

SuiGeneris suiGeneris

Professione
Località
Interessi
KAHRETSİN!
BUGÜN YİNE ÇOK MÜKEMMELİM...

My Mood Clock

Caricamento in corso...

Oroscopi

Caricamento in corso...

Meteo

Caricamento in corso...

Sandbox

Caricamento in corso...
Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!
Attendere...
Il commento immesso è troppo lungo. Immetti un commento più breve.
Immissione non effettuata. Riprova.
Impossibile aggiungere il commento al momento. Riprova più tardi.
Per aggiungere un commento è necessaria l'autorizzazione di un genitore. Chiedi autorizzazione
I tuoi genitori hanno disattivato i commenti.
Impossibile eliminare il commento al momento. Riprova più tardi.
Hai raggiunto il numero massimo di commenti pubblicabili giornalmente. Riprova tra 24 ore.
Impossibile lasciare commenti. La funzionalità è stata disattivata perché i sistemi hanno rilevato una possibile attività di spamming dal tuo account. Se ritieni che il tuo account è stato disattivato per errore, contatta il supporto tecnico di Windows Live.
Esegui il seguente controllo di protezione per completare la pubblicazione del commento.
I caratteri digitati nel controllo di protezione devono corrispondere ai caratteri dell'immagine o della riproduzione audio.

NEDÜNDE GİZLİDİR NEDE YARINDA 

   

  cengizhan istanbullu 

2346884bx5.jpg 

asalet asaletinyeter 

cengizhan 

                                                                      

Suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verecek cevabım var. Ama bir lafa bakarım, lafmı diye. Birde söyleyene bakarım adam mı diye

İçin temiz olmadıktan sonra Hacı Hoca olmuşsun Kaç Para! Hırka; Tespih; Post; Seccade güzel: Ama ALLAH Kanar mı bunlara ?
 
  cengizhan     asalet_23windowslive.com       
cengizhan
 
               
    ASALET ÜSKÜ DARLI
Kimseler Görmesin diye Gözlerimde SEL SEL taşan YANLIZLIĞI, kİMSELER DUYMASIN DİYE SESİMİ ışık SIZMAYAN bir odanın KARANLIĞINA koydum. UNUTSUN BENİ DAĞLAR, unutsun beni yolar ,unutsun beyaz güller..Kayboldum DERTLERİMLE denizlerin

ASALET BEYAZ GÜLÜM

 

3 çeşit dost vardır;Birincisi ekmek gibidir her zaman istersin.İkincisi ilaç gibidir lazım olunca ararsın.3üncüsü mikrop gibidir

o gelir seni bulur.Allah herkesi mutluluk yağmuru altında şemsiyesiz bıraksın...! (amin)
4 Nov.
Önderha scritto:
 
 
Mutlu hafta sonları. Sevgiyle kal..
7 Giu.
Serkan Özçalıkha scritto:

 Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun :)
Dosta Düşmana duyurulur bu cumhuriyet daha nice 85 yıllar geçiricek ,kalleşler hiç umutlanmasın ....


Şanlı bir tarihe ve büyük bir medeniyet birikimine sahip olan aziz milletimizin, özgürlük ve bağımsızlığının simgesi olan Cumhuriyetimizin 85. yıldönümünü büyük bir gurur, coşku ve mutlulukla kutluyoruz.
Cumhuriyet; ezelden ebede akıp giden şanlı Türk tarihinin mühim bir aşamasıdır.
Cumhuriyet; Türk milletinin tarih sahnesinde yeniden dirilişinin adıdır.
Cumhuriyetimiz mana ve gücünü; milletimizin ortak iradesiyle ve büyük bir imanla gerçekleştirdiği Milli Kurtuluş Savaşı’nın eseri olmasından almaktadır. Tarih; milletlerin böylesine sarsılmaz bir ortak iradeyle kendi kaderlerini kendi elleriyle yazdıklarına çok nadir şahit olmuştur.
Türk Milleti, cumhuriyet rejimi ile kazandığı değerleri, toplum hayatımızın vazgeçilmez unsuru olarak benimsemiş, karşılaştığı sorunları cumhuriyete olan bağlılığı sayesinde birlik ve beraberliğinden ödün vermeden aşmayı bilmiştir
.Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşlarının sarsılmaz bir vatan sevgisi ve istiklal aşkıyla büyük zorlukları aşarak yükselttikleri Türkiye Cumhuriyeti, aynı ideallere büyük bir sadakatle sahip çıkan yeni nesillerin omuzlarında yeni ufuklara doğru ilerlemektedir.
Dün olduğu gibi bugün de milletimizin üzerine çökmek isteyen kara bulutları, Türk Milliyetçileri dağıtacak ve Türk Milleti’ni aydınlığa kavuşturacaktır.
Türk Milleti’nin birlik ve bütünlüğüne kast eden hainler karşılarında Bizleri bulacaklardır.
Bizler Türk Milleti'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı uğruna üzerine düşen her türlü fedakârlığı yapmaya hazırız.
Bu duygular içinde, Büyük milletimizin Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor; Cumhuriyet’imizi kuran başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile şehitlerimizi, saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.
29 Ott.
Ertekinha scritto:
ertekin
 
ertekin
29 Set.

Windows Media Player

06 agosto

Aynı Anda İki Portre �izimi

 

Alıntı

Aynı Anda İki Portre �izimi

Aynı Anda İki Portre �izimi
Buyuk bir yetenek orneği, iki elle aynı anda iki ayrı portre ciziyor, inanılır gibi değil! Morgan Freeman ve Tim Robbins portreleri.
26 aprile

Asterix Vikinglere Karşı - Asterix and the Vikings

 
 
 
Yapım : 2006, Fransa
Tür : Animasyon / Aile / Komedi / Macera
Yönetmen : Stefan Fjeldmark, Jesper Moller
Senaryo : Jean-Luc Goossens
Oyuncular : Ali Poyrazoğlu, Emre Altuğ, Cengiz Küçükayvaz,
               Erkan Taşdöğen, Sezai Aydın, Ahu Türkpençe
Müzik : Alexandra Azaria
Dağıtım : Özen Film
Süre : 1 saat, 18 dk.
Gösterim Tarihi : 20 Nisan 2007
 

Özet

Galya’nın en sevdiğimiz köyünde büyük olaylar gelişiyor: Şefin ağabeyi köye gelir, oğlu Kuduriks'i (Justforkix) kardeşine, onu bir erkek ve cesur bir savaşçı yapmak amacıyla teslim eder. Şef de en çok güvendiği iki savaşçısı, Asteriks ve Hopdediks'e bu görevi verir. Gel gelelim Kuduriks son model arabasıyla, tam bir şehir züppesidir. Ayrıca gölgesinden bile korkmaktadır. Bu sırada Vikingler korkunun ne olduğunu keşfetmek için -korkunun kanatlandırdığını ve insanları uçurabildiğini düşünmektedirler- deniz aşırı ülkelere sefere çıkarlar. Yolları Asteriks'in köyüne düşer, Kuduriks'in "korkaklar şampiyonu" olduğunu öğrenirler ve ondan, kendilerine korkmayı öğretmesini isterler. Tabi bunu Kuduriks’i kaçırarak yaparlar. Kuduriks Viking şefinin dünyalar güzeli kızı Abba ile tanışır ve bir kültür şoku geçirir... Fakat aşk bir tokat gibi yüzünde patlayacaktır.
 

Kusursuz Yabancı - Perfect Stranger

 
 
Yapım : 2007, ABD
Tür : Dram / Gerilim
Yönetmen : James Foley
Senaryo : Frank Renzulli, Suzanne Weinert
Oyuncular : Bruce Willis, Giovanni Ribisi, Halle Berry, Gary Dourdan, Nicki Lynn Aycox
Yapımcı : Elaine Goldsmith Thomas
Görüntü Yönetmeni : Anastas Michos
Müzik : Antonio Pinto
Dağıtım : Medyavizyon
Süre : 1 saat, 49 dk.
Gösterim Tarihi : 20 Nisan 2007
 

Özet

Araştırmacı gazeteci Rowena Price (Halle Berry) arkadaşının öldürülmesinin güçlü reklam müdürü Harrison Hill’le (Bruce Willis) bağlantılı olabileceğini öğrenince, iş arkadaşı Miles Haley’nin (Giovanni Ribisi) yardımıyla, kimlik değiştirir. Bir yandan Hill’in şirketinde geçici sekreter Katherine olarak çalışırken, bir yandan da Hill’in internet üzerinden flört ettiği Veronica olur. Rowena, böylece avının etrafını dört bir yandan sarar, ama keşfettiği tek şey kimlik değiştirenin sadece kendi olmadığıdır.
 
 
24 ottobre

Oysa...!

 

OYSA...!

Oysa yeni düşmüştü sarı duvak yüzümün avlusuna.
Takvimler bir sonbaharı daha ömürden silip tarihe yazarken, ben göğü teselli ediyordum.
Bir kapı eşiğine takılıp düşen zamanın ağır yaralarına saklayıp acılarımı, hep toplu duran valizimi alamadan gitmek zorunda kalıyordum ve her gidişimde, o sahte tebessüm gerçeği inkar edercesine dudağımda asılı kalıyordu.Döndüğümde ise aynı yalanların aynasında gözlerimin ta içine bakıp kendimi görebilmeyi umuyordum.

Öksüz bir nehir kadar kırılgandı gençliğimin yükü.Annemin dantelli şefkatinde sandık lekesi kadar sarıydım ve yakışmıyordum beyaza.Öylesine geçiyordum akşamların karanlığından, elimde yüzümde dışlanmışlığı gündüzün, cebimde keşkeleri, benim olmayan bir hayatın.

Oysa hazır sanıyordum kendimi savaşlara, çiçeklerim, cesaretim ve kurşun askerlerim vardı benim.Şimdi, yenilgilerim bir de her savaşta tekrar tekrar kaybettiğim benliğim var.
Alkışın acısından uzak ellerim. Yüreğimde filizlenen korkuların gölgesinde güneşi küstürüp tenime üşüyen bahara sarılıyorum.

Oysa Eylül kokan saçlarımda rüzgar kırıkları, şaşkın kaderimde sevda yanıkları, gerdanımda ise hayat saklıydı.

Şimdi karanlık bir odada sorguya çekiliyoruz.
Ben haykıra haykıra susuyorum, yalnızlığım dilini yutuyor.

Oysa …!

Hümeyra YILMAZ

28 maggio

Adımını Kaybetmiş Bir Gidişin Hikâyesi Bu

  

Adımını Kaybetmiş Bir Gidişin Hikâyesi Bu
 
  Yaşı yetmişin, başı kambur bedeninin üzerinde,
geçmişe doymuş, geleceği yalandan dua dilinde ve alışkanlıklarını dilenmekte.
Utancını gözlerine, gözlerini toprağa dikmiş filizlenmesini beklemekte.
Sağ eliyle, orada olduğundan bile emin olmadığı kalbini tutmakta.
Dizine yaslı sol dirseği, göğe açılmış avucunda ki boşluğu tutmaktan yorgun.
Karnı tok ama akşamki açlığını bastırmak için yalvarmakta…
 
Güneş gibi batıyor önceler, akşam özentili karanlık kucaklıyor sonraları…
—Biz kimdik?
diyor kızarmış balık yosun yeşili marula dönüp…
Marul biraz kıvırcık birazda ıslak, alaycı bir deniz kıvamında gülüyor balığa
Balık üzgün!
Marul;
—Yan geldin yatıyorsun tabakta tadını çıkar, şu keyfi yüreğinden büyük adam senin tadını çıkarmadan önce diyor…
Balık daha bir kızarıyor durduğu yerde, marulun yenmeye alışmış ama taze tavırlarından sonra…
 
Balığın kaderine sinmiş soğan kokusu, taze ekmeğin hamurumsu tanıda karışmadan, tüketilmiş korkular zincirinden koparılmış bir halkayı, kadının parmağına takıyor keyfi yüreğinden büyük adam...
Kendi parmağında ise ödenmemiş hesaplardan artırarak satın aldığı dişlisi bozuk bir gülüş…
 
Kadın adama alık alık bakıyor, adam aynı alıklıkla balığa…
Balık marula dönüp,
—Nerdeyiz biz
Diyor
Marul, balığın cahilliğinden sıkılmış olsa gerek, karşı masadaki limonla mayhoşlaşıyor…
Balık daha bir yüksek sesle soruyor
—Sana söylüyorum, nerdeyiz biz?
Marul, bir an balığın limon tadı vermeye başladığını düşünüyor, ardından hangisine haksızlık ettiğinin bilincine varmaya çalışırken, balık telaşla tekrar soruyor
—Nerdeyiz biz?
Marul kararını vermiş görünüyor ki, alaycı tavrının beline yenmeye alışmış edasını bağlayıp
—Denizde
diyor…
 
_Bu nasıl deniz
diyor balık, kızgın ve kızarmış bir halde
Marul,
—Deniz işte, diyor bildiğin deniz…
Balık marulla arasındaki kültür farkından bihaber sorucuklar çıkartıyor ağzından baloncuk yerine…
Marul arkasını dönüp mırıldanıyor
—Tanrım bu balığın soruları yenmekten çok daha kötü…
Balık “bilmemek değil öğrenmemek ayıp sözünü benimseyen bir ısrarla,
kendisini yiyen insanoğlunun atalarına saygı babında devam ediyor…
—Ben denizden geldim bana denizi mi öğretiyorsun?
—Orası senin denizindi, burası da onların
diyor marul ve devam ediyor
— Siz onları yiyorsunuz onlarda sizi ne var bunda büyütecek?
Balık şaşkın…
Marul yeşil…
Kadın yalnız…
Keyfi yüreğinden büyük adam tok…
Garson telaşlı…
Aşk kırgın…
Sevgi yorgun…
Yalnızlık cesur…
 
Azılı yanlışlar hayatı öldürmeye devam etmekte yazıyor alınlarda büyük puntolarla…
Köşelere atılmış yazıların cümleleri kırık, kelimeleri kan içinde…
Kışa saklıyoruz baharı bozulmasın diye ama, kış bozuluyor bu duruma…
“Yanlış zamanda yanlış yerde olduğunda yalnız olmuyormuş insan,
yanlış zamanda yanlış yerde olan diğer insanların kalabalığında yalnız hissediyormuş kendini sadece”
Bir deli söylemişti bunu delirmeden önce doktora! ! !
 
Ayaklarımın ölçüsünü alıyor yollar çünkü yeni adımlar diktireceğim kendime
Anladım ki kaybedilince anlaşılıyormuş hiçbir şeyin değeri…
 
Belki bir akşam önünden geçerim keyfi yüreğinden büyük adamın oturduğu boşluğun…
Belki beni yemeğe davet ederler ve balık kızartır bize, parmağında tüketilmiş korkular zincirinden koparılmış bir halkayı taşıyan yalnız kadın, yanına da biraz kıvırcık birazda ıslak marul koyar…
Balık cesur…
Marul yeşil…
Kadın silik…
Keyfi yüreğinden büyük adam tok…
Ben pişman…

31.01.2006

Hümeyra Yılmaz

07 marzo

ALLAHIM! Bu Kaçıncı SON Yolculuğum

MUTLULUK BİR OYUNDUR
AMA NEYAZIK Kİ
BEN ÇOCUK DEĞİLİM
HİÇ OLMADIM
VE
HİÇ OLAMAYACAĞIM
 
 
ŞİMDİ BENİ
BİLİNMEZ UZAKLARDA
VARILMAZ YAKINLARDA BULABİLİRSİNİZ...
 
 
AMA BULDUĞUNUZ
YALNIZLIĞIMDAN BAŞKASI OLMAYACAKTIR
BİLESİNİZ
!
 
HümeyrA
03 marzo

Dünyanın en garip yasakları

YASSAK HEMŞERİM

Dünyanın en garip yasakları

 

 

Arabasının altında birinin bulunduğunu gören sürücünün otomobilini çalıştırması yasaktır. (Danimarka)

Otomobilinin karşısına at arabası çıkan sürücü, otosunu kenara çekmek zorundadır. (Danimarka)

Demiryolunda öpüşmek yasaktır. (Fransa)

Domuzlara “Napolyon” isminin verilmesi yasaktır. (Fransa)

Yağmur yağarken çimler sulanamaz. (Kanada)

Koleje gitmek için entelektüel biri olmak zorundasınız. (Çin)

Kapılar ve pencereler pembe renkte olmak zorundadır. (Kanada-Kanata)

Ağaca tırmanmak yasaktır. (Kanada-Oshawa)

Bank Street'te pazar günleri dondurma yemek yasaktır. (Kanada-Ottawa)

Yong Caddesi'nde ölü atları pazar günü sürüklemek yasaklanmıştır. (Kanada-Toronto)

Kadınların toplu taşım araçlarında çikolata yemesi yasaktır. (İngiltere)

Tropikal balık satıcıları hariç, kadınların halka açık yerde üstsüz gezmesi yasaktır. (İngiltere-Liverpool)

Etek giyen erkekler tutuklanır. (İtalya)

Pazar günleri balık avlamak yasaktır. (İskoçya)

İnek sahiplerinin sarhoş olması yasaktır. (İskoçya)

Kapınızı çalıp sizden “klozetinizi isteyen birini” içeri almak zorundasınız. (İskoçya)

Pazar günü çamaşır asmak yasaktır. (İsviçre)

Çocukların sigara satın alması yasak, içmesi serbesttir. (Avustralya)

Patikada sağ elinin üzerinde amuda kalkarak yürümek yasaktır. (Avustralya)

Pazar günleri pembe pantolon giymek yasaktır. (Avustralya-Victorio)

Araba kullandığınız zaman gömlek giymek zorundasınız. (Tayland)

İç çamaşırsız gezmek yasaktır. (Tayland)

Metroda sakız çiğneyen tutuklanır. (Singapur)

Kuaförde saç kurutucusunun altında uyuyan kadın ve salon sahibi para cezasına çarptırılır. (ABD-Florida)

HOLLYWOOD'UN ORTASINDA KOYUN SÜRÜSÜ!

Hollywood Bulvarı'nda 2 binden fazla koyun varsa araba kullanmak yasaktır. (ABD-Hollywood)

Sanık sandalyesinde ağlamak yasaktır. (ABD-Los Angeles)

U dönüşü yapmak yasaktır. (ABD-Teksas)

Evde içki içmek yasaktır. (ABD-Indiana)

Birisinin arkasından konuşmak ve dedikodu yapmak illegaldir. (ABD-Indiana)

Berberlerin çocukların kulağını kesmesi yasaktır. (ABD-Indiana)

Polisler, ikaz etmek amacıyla köpekleri ısırabilir. (ABD-Ohio)

Birine yılan atmak yasaktır. (ABD-Ohio)

Eşeklerin banyo küvetinde uyuması yasaktır. (ABD-Arizona)

Çorbayı höpürdeterek içmek yasaktır. (ABD-New Jersey)

Ayakkabıyla uyumak yasaktır. (ABD-Oklahoma)

Lolipop yemek yasaktır. (ABD-Washington)

Buzdolabının kapısı açıkken önünde uyumak yasaklanmıştır. (ABD-Pennsylvania)

Banyoda şarkı söylemek yasaktır. (ABD-Pennsylvania)

Ana caddede traş olmak yasaktır. (ABD-Mississippi)

17 febbraio

Ne Zaman “Seni Seviyorum” Desem

Image Hosted by ImageShack.us

 

Ne Zaman “Seni Seviyorum” Desem

 

 

Ne zaman “seni seviyorum” desem,

 

Kadınsı bir yalnızlık rengine bürünüyor,

Sesimde sığıntı umut heveslerim.

Telvesinde bir akşamın,

Seni arıyor falcı bakışlarıyla hüzün.

Yüreğim kabarıyor,

Yıldızlar karaya vuruyor,

Karanın haberi olmuyor yükünden.

Yudumlarken acıyı kahve, gözlerimden,

Aynalı bir geçmiş ısınıyor şakaklarımda,

Yağmurlar damla damla üşüyor.

 

 

Ne zaman “seni seviyorum” desem,

 

Bu şehir üzerime yürüyor.

Biliyorum ki yanmaktan korkuyor, yakılmaktan.

Kapanmamış sokakların kanlı izlerinde,

Zamanın gölgesi uyanıyor, yüzümün yamalı yerinden.

Her merdiven boşluğundan atıveriyor kendini,

Ne ütü ne de dikiş tutmayan sevdam.

Tırabzanlara takılıp kalıyor olasılıklarım

Ve soruyu işaret ediyor,

Göz göze gelmekten kaçındığım anlamsızlıklar.

Devrildi devrilecek gibi duruyor kaldırımlar üzerime.

Sendelerken yorgun düşlerim,

Tozu kalkıyor bedenimden telaşlarımın.

Sonra, hangi mevsimi giyinsem büyük geliyor.

 

 

Ne zaman “seni seviyorum” desem

 

Yangınlar kilitli kalıyor ay ışığında.

Tebeşir tozu ateşlerine mahkûm meydanlarım.

Yanmıyorum, yanılıyorum

Kıvılcım taklidi yapıyor ateş böcekleri

Kanmıyorum, kanıyorum.

İçimden tuttuğum gidişler bir bir gerçek oluyor.

Üfledikçe söndürülmüş mumlara,

Eriyor dudaklarım,

Çok katlı bir pastanın en üst katında. 

Yenmiyorum, yeniliyorum.

 

 

Ne zaman “seni seviyorum” desem

 

Gri dumanlar çöküyor ciğerimin başına,

Eteklerimde ise çiçeği burnunda yeşiller.

Çocuk oluyorum, hiç koşulmamış yollarda

Ki kolları rüzgâra aşina.

Sonra rüzgârla rüzgâr oluyorum.

Dokunduğum yabancı bozkırlarda

Tanıdık, bildik izler bırakıyorum.

İçim içimden taşıyor içimi içime

Ben anlatamıyorum, kimse de anlamıyor.

Bir kurşun daha kiralıyorum silahıma.

Hem katil hem de ceset oluyorum aynı kurşunla.

Yine pişman oluyorum satın almadığıma

 

 

Ne zaman “seni seviyorum” desem

 

Demini almıyor çayım,

Açık ve şekersiz içiyorum, hasretin gibi.

Alışkanlıklarım aklıma geliyor,

Aklım ise alışkanlıklarıma gidiyor

Fakat bir türlü karşılaşamıyorlar nedense!

Eski şarkıların tozunu alırken,

Hep yüreğimi kanatıyorum.

Yorgun nakaratlarda tekrarlanıyor hatalarım.

Özrümü kabahatimden daha pahalıya satmak isterken

Hepsi birden elimde kalıyor.

 

İşte bu yüzden,

 

Ne zaman “seni seviyorum” desem

 

Yanımda olmuyorsun…

 

 

Hümeyra

16 Şubat 06

 

08 febbraio

Ayazda İki Yürek (Okumadan Gitmeyin)

Image Hosted by ImageShack.us

AYAZDA İKİ YÜREK

 

Bu sabah beni uyandırmadan işe gitti. Giyindiğini duydum, ama kalkmadım. Kalkmak istemedim. Bir ara yatağa eğilip bir süre yüzümü seyretti. Soluğunu hissettim. Uyumadığımı fark etti sanıyorum. Ama bir şey demedi. Gözlerim kapalıydı, ama yüzüme umutsuz bir hüzünle baktığını hissettim.

 Günlerdir doğru dürüst birşey konuşamıyoruz. Birbirimizden saklanarak yaşıyoruz sanki. Oysa bir yıl önce ne büyük bir hevesle başlamıştık birbirimizi sevmeye... 5 aydır bende kalıyor. Günlük hayatın o basit, o bayağı ayrıntıları sevgimizi acımasızca kemiriyor. Ama o bu konuyu açmaktan ısrarla kaçıyor. Ne zaman ilişkimizin nereye gittiğini konuşmak istesem, ya konuyu değiştiriyor, ya kaçamak cevaplar veriyor...

 Kalktığımda mutfakta notunu gördüm: Sevgilim, öyle güzel uyuyordun ki, uyandırmaya kıyamadım. Bu gece işyerinde nöbetçiyim. Beni merak etme. Sevgiyle, yazıyordu...

 Notunu okuyunca gözlerim doldu. Bir bıçağın ucu kalbimde hafifçe gezindi sanki... Ona karşı hoyrat davrandığımı hissettim bir an. İlişkimizin sürmesi için asıl çırpınan oydu sanki. Bir de bana bu aralar çok ihtiyacı vardı. Başka bir eve taşınacak gücü yoktu. Aslında ben de onu hayatımdan kolay kolay çıkaramazdım. Bir tek onunla huzur içinde uyuyabiliyordum. Bu sevginin en gerekli koşullarından biridir, bilirsiniz. Ama başka bir sevgiliyi, başka bir aşkı özlüyordum. Ve bu kentten uzaklara, çok uzaklara gitmek istiyordum. Hem onsuz uyuyamıyordum, hem de çok yalnızdım. Ben ondan uzaklaştıkça, o da benden uzaklaşıyordu. Uzaklaştıkça ruhumuz üşüyor, üşüdükçe de örtünüyor, birbirimizden gizleniyorduk. Gizlendikçe daha bir yalnızlaşıyorduk...

 Bütün gün onu düşünüp içtim. Başka hiçbir şey yapmadım. Akşam oldu. Şehrin ışıkları yandı. Kalktım internetimin başına geçtim. Aslında yaptığım büyük bir hataydı. Bu ilişkiyi tamamen bitirebilirdim. Ama nedense kendime karşı koyamadım. Ve internette onun sayfasına girdim... Sayfasının ismi Ayazdaki Bir Yürek?ti. Fransız yönetmen Claude Saute'nin bu filmini birlikte gözyaşları içinde seyretmiştik... Filmin ismini günlerce sayıklayıp durmuştu. Benim de yüreğim hep ayazdadır, diyordu. Sinema tutkunuydu. Para bulduğunda çekmeyi düşündüğü bir sürü senaryosu vardı... Ama parası hiç olmuyordu. Zamanının daraldığını düşünüyor, yaptığı işlerin onu asıl yapmak istediklerinden uzaklaştırdığını fark ettikçe hırçınlaşıyor, bu yüzden çalıştığı yerlerde fazla barınamıyordu...

 Kendimi tiyatrocu Ümit olarak tanıttım ona... Dedim ya, yaptığım büyük bir hataydı diye...

 - Sizi tanımak istiyorum.. Ben tiyatroyla uğraşıyorum. Adım Ümit. Arada sırada dublaj yaparım. Adını söyledikten sonra, onu aramama iten nedenin ne olduğunu sordu.

 - Sitenizin ismi Ayazda Bir Yürek. Yanılmıyorsam bu bir filmin adı.

 - Evet, Claude Saute?nin filmi. Çok etkilenmiştim. Siz seyrettiniz mi?..

 - Seyrettim. Ben de çok etkilenmiştim. Sinemayla ilgilisiniz galiba.

 - İlgili ne demek. Sinema benim tek tutkumdur. Senaryo yazıyorum. En büyük idealim yazdığım senaryoları çekebilmek... Ama para meselesi işte...

 - Şu an ne iş yapıyorsunuz?

 - Reklamcılıkla ilgili bir dergide editörlük yapıyorum. Çok sıkılıyorum ve atılmam an meselesi... Sizin işler nasıl?

 - Pek iyi sayılmaz, hatta berbat diyebilirim. Tiyatro çevresini bilir misiniz, bilmem. Hep ahbap çavuş ilişkileri geçerlidir. Yoz, çürümüş bir dünya. İdealist, dürüst insanlara yer yoktur bu dünyada...

 - Desenize sinema dünyasından pek bir farkı yok. Peki söyler misiniz, bizim gibi insanlara ne zaman şans tanınacak?

 - İşimiz çok zor. Ya kurallara uyacağız, ya da köşemizde bekleyip hüzün biriktireceğiz...

 - Hayır, ben köşemde oturup beklemek istemiyorum. Mutlaka bireyler yapmalıyım.

 - Şu an neredesiniz?

 - Lanet olası işyerimdeyim. Bitirilmesi gereken sayfalar var. Yarın dergi baskıya girecek. Ya siz, siz neredesiniz?

 - Ben evimdeyim. Ve canım hiçbir şey yapmak istemiyor.

 - Yalnız mısınız?

 - Evet, yalnızım.

 - Birlikte olduğunuz kimse yok mu?

 - Neden sordunuz?

 - Hiç işte, öylesine sordum.

 - Hayatımda biri var. Ama şu an evde değil.

 - Peki siz, sizin hayatınızda biri var mı

 - Evet, var...

 - Ne iş yapıyor?

 - Yazar. Oldukça da tanınmış bir yazar. Bir yılı aşkındır beraberiz.

 - Nerede yazıyor?

 - Nerede yazdığını söylemesem. Onu bilmenizi istemiyorum. Kitapları da var. Peki, siz ne zamandır birliktesiniz?

 - Ne tesadüf bizim de ilişkimiz bir yılı aştı. Ama yolunda gitmeyen şeyler var. Tıkandık. Galiba. Birbirimizden gizlenerek yaşıyoruz ne zamandır. Aynı evdeyiz, ama birbirimizden çok uzaktayız...

 - Bizim ilişkimiz de pek farklı sayılmaz. Biz de tıkandık. Ne zamandır yoğunlaşamıyor bana. Varsa yoksa yazıları ve okurları. Bazen beni görmediğini bile düşünüyorum. İlişkimiz tıkandıkça kendini yaptığı işe daha çok veriyor ve benden daha çok uzaklaşıyor.

 - Hayatında başka biri olabilir mi?

 - Biri değil, birileri var. Flört etmeyi çok sever. Ama ilişkiler biraz derinleşmeye, ciddileşmeye başlamaya görsün, hemen bitirir. Bağlanmaktan çok korkar.

 - Peki, nasıl katlanıyorsunuz bu duruma, çok zor olsa gerek. Ben olsam dayanamazdım. Ayrılmayı düşünmüyor musunuz?

 - Çok düşündüm. Ama bu konuda biraz korkağım galiba. Bir de ona çok alıştım. Yalnızca onunla uyuyabiliyorum.

 - Sizin de hayatınıza başkaları giriyor mu?

 - Evet, giriyor. Ama hiçbiri onun yerini tutmuyor. Hay Allah, neler konuşuyorum sizinle ben böyle... Ben en yakın arkadaşlarımla bile bunları rahat konuşamıyorum...

 - Ama bana rahatça anlatıyorsunuz...

 - Bilmiyorum, belki sizi hiç tanımadığım için, bana bir yabancı olduğunuz için bu kadar rahatım sizinle... Hiç tanımadığı insanlara daha kolay anlatıyor insan kendisini... Peki, siz birlikte olduğunuz insanla her şeyinizi konuşabiliyor musunuz?..

 - Evet, desem yalan olur. Ben de sizin gibi hiç tanımadıklarıma daha rahat anlatıyorum kendimi...

 - Sevgilinizin yerinde olmak istemezdim...

 - Ben de sizin sevgilinizin yerinde olmak istemezdim.

 - Hayatımız ne kadar yorucu değil mi? Belirsizlikler beni çok yıpratıyor. Her şey net olsun isterdim. Hiç tanımadığım birine en gizli şeylerimi anlatmak bana acı veriyor. Kendimden utanıyorum. Ama yine de yapıyorum. Ne kadar yalnızım demek ki, ne kadar susamışım birine kendimi anlatmaya... Sabah işe gelirken onu uyurken seyrettim. Öyle masum görünüyordu ki... Neden hiç başladığı gibi sürmez ilişkiler...

 - Aşk çok güzel bir şeydir, ama kısa ömürlüdür.

 - Kısa ömürlü olduğuna inanmıyorum. Aşkta Sahip olduklarımızın değerini bilmiyoruz, hemen tüketiyoruz. İlk günlerimizi öylesine çok özlüyorum ki. Soluk alamazdım bazen. Kış günü bütün pencereleri açardım. Yanımdayken bile özlerdim. Soluksuz kalıp öleceğim sanırdım hep. Nereye dokunsam ona dokunmuş gibi olurdum. Nereye gitsem beni gördüğünü hissederdim. Tanrım gibiydi o. Bedenime dokunurdum ve dokunduğum yer hazla titrerdi. Çünkü kendime dokunduğumda ona dokunmuş gibi olurdum. Kanardı dokunduğum heryerim, tıpkı onunla sevişirken kanadığı gibi... Ama son zamanlarda onu öptüğümde bir boşluğu öper gibiyim... Artık birbirimize tahammül etmek zorundayız. Para biriktiriyorum, ayrı bir eve çıkmak için. Bir süre daha onun evinde kalmaya ihtiyacım var.

 - O bunları biliyor mu?

 - Biliyor, ama bunları hiç konuşmuyoruz onunla. Gitmemi bekliyor sanırım. Yalnızlığı ve yazılarıyla baş başa kalmak istiyor ve uzaktaki bir sürü sevgilisiyle... Ayazda iki yüreğiz biz şimdi...

 - Soluksuz kalırdım, dediniz ya, aklıma bir şey geldi. Gazetelerden birinde yazmıştı. Küçük bir çocuk karpuz yerken, kaçırmış. Aradan günler geçmiş. Çocuk gittikçe soluk almakta zorlanıyormuş. Tıkanmaları artınca doktora götürmüşler. Röntgen çekilmiş ve soluk borusunda karpuz çekirdeğinin kök yaptığı görülmüş... Soluğunu tıkayan buymuş. Hemen ameliyata sokmuşlar ve bu kökü söküp almışlar. Çocuk rahat soluk almaya başlamış. Ama birkaç gün sonra ölmüş!.. Aşktan söz edilince hep bu olay gelir aklıma. Aşıkken soluk almakta zorlanırız,ama aşk olmayınca, onu bizden aldıklarında ölürüz. Ve kimse niye öldüğümüzü anlamaz...

 - Çok kötü oldum. Bütün bedenim ürperdi.Bana ne yaptınız böyle. Her şeyi unutmaya çalışıyordum oysa. Bütün duygularım ayaklandı birden... Sizde anlayamadığım bir şey var...

 - Nasıl bir şey?

 - Sanki sizi çok eskiden beri tanıyormuşum gibiyim... Biliyor musunuz, insanda uzun yola çıkmak duygusu uyandırıyorsunuz.

 - Aşık olduğumu hissettiğim anlarda uzun bir yola çıkmayı çok isterim..

 - En çok nereye mesela?..

 - Trabzon?daki Uzungöl?e... Orada hem kendinizi sonsuzluk içinde hissedersiniz, hem de acı veren, ama şefkatli bir korunaklılık içindesinizdir.... Tıpkı aşk gibi...

 - İnanmayacaksanız belki ama, ben de orasını düşünmüştüm.Ne tuhaf, internette kurulan dostluklara, yakınlıklara pek inanmaz, gülüp geçerdim. Ama şu an sizi görmeyi ve yüz yüze tanışmayı öyle çok istiyorum ki...

 - Farkında mısınız, sabah oluyor?..

 - Evet, vaktin nasıl geçtiğini fark etmemişim bile. Peki siz, siz benimle yüz yüze görüşmek istiyor musunuz?

 - İstemiyorum, desem yalan olur... Hatta ben sizinle hemen bugün Uzungöl'e yola çıkmak istiyorum..

 - Siz ciddi misiniz, yoksa benimle dalga mı geçiyorsunuz?

 - Hayır, hiç olmadığı kadar ciddiyim. Ama siz bu yolculuğa hazır mısınız, sorun o...

 - Hazırım... Ben biraz deliyimdir. Siz benim deli yanımı bilmiyorsunuz daha...

 - Peki işiniz, asıl önemlisi sevgiliniz...

 - İşimin canı cehenneme. Zaten bugün yarın çıkartacaklardı. Onlar atmadan ben ayrılırım şerefimle...

 - Peki sevgiliniz?..

 - Nasıldı o dizeler: Can çekişen aşkları vurmalı, Vurmalı ve sıradan bir intihar süsü verilmeli... Akif Kurtuluş'un dizeleri yanılmıyorsam..

 - Sevgilinizin yerinde olmak istemezdim...

 - Nerede ve kaçta buluşuyoruz?

 - Atatürk Kültür Merkezi'nin önünde, saat 12.00?de... Peki sevgilinize ne diyeceksiniz?

 - Onu arar, her şeyi söylerim, o işi bana bırakın. Hadi, şimdilik hoşça kalın...

 Ve birkaç dakika sonra telefonum artarda kez çaldı. Açmadım tabii ki, telesekreter devreye girdi. Telesekreterin sesini iyice açtım. Konuşması tedirgindi. Beni incitmekten korktuğu belliydi:

 Canım, birbirimizi çok sevdik, ama ne zamandır sevgimiz bizi korumuyordu.Son günlerde ikimizde çok yalnızdık. Bitmesi ikimiz için de iyi olacak. Seni hep güzel anmak istiyorum. Uzun bir yola çıkıyorum. Beni merak etme ve bekleme. Belki bir gün seni ararım. Hiç beklemediğin bir anda... Seni incittiysem bağışla.

 Evet, ben de en az onun kadar deliydim. Hemen bavulumu hazırlamaya koyuldum. Beni görünce ya mahvolacak ya da uzun yola çıkacaktık. Birlikte ne zamandır çıkmayı düşlediğimiz, ama bir türlü çıkamadığımız o uzun yola...

 

Cezmi Ersöz

 

 

07 febbraio

hala çizebiliyormuşum :)

Image Hosted by ImageShack.us

:)

En son 2004 yılında yapmıştım bir karakalem resim

bunu yeni yaptım hala unutmamışım buna çok sevindim :)

daha bitmedi :(

çünkü 70x100 ebatında bir kağıda çiziyorum:)

bittiğinde tümünü görmeniz mümkün:)

 

29 dicembre

Geçit

Image Hosted by ImageShack.us

 
 GEÇİT
 
 
Gizli bir geçittim kendi içimde
Bana sordular"bilmiyorum"dedim
İçinden çıkamadılar!
 
 
~Hümeyra~ 

Image Hosted by ImageShack.us

06 dicembre

Hediyem:)

BakınTAHA abim benim için ne yapmış

ÇOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOK

TEŞEKKÜRLER

ABİCİM

Süüpppppeeeerrr olmuş

Özdemir Asaf da Göseydi Eminim Çok Hoşuna Giderdi

 

http://www.mervenet.com/asaf

 

 

Yayındayım Arkadaşlar

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us 

 

Çarşamba _21:00 -  24:00

CUMA_21:00 - 24:00

Cumartesi_23:00 - 01:00

Pazar21:00 - 24:00

 

www.kumru.net

 

 

14 novembre

Doğum Günüsü

"HAPPY BIRT DAY TO ME"

(:27:)

Haydi Arkadaşlar Partiye

Image Hosted by ImageShack.us

 Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us 

Image Hosted by ImageShack.us

Pasta için Teşekkürler Canım Arkadaşım HABİB  

Image Hosted by ImageShack.us

 

 

12 novembre

AnLaDıM

Image Hosted by ImageShack.us

AnLaDıM

 

SENSİZLİK,

sana açılan bir kapıymış
çaldığımda karşıma sen çıkınca anladım

SESSİZLİK,

 sana söylenen bir şarkıymış
sustuğumda dilimin ucuna sen gelince anladım

KARANLIK,

seni görebilmek için yaktığım bir ışıkmış
yüreğimde sen sönünce anladım!

 

 

~Hümeyra~

11 novembre

Yalnız'ın Durumları(Özdemir Asaf)

Image Hosted by ImageShack.us

Yalnız'ın Durumları

Image Hosted by ImageShack.us

I.
Her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Sen her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Yalnızsa
Sürekli bir sonbaharı
Süpürür hep.
Düşünemezsin.
 

 

Image Hosted by ImageShack.us 

II.
Yanar
Sobasında
Yalnızın
Üşüyen
Bakışları.

Lambasında
Karanlığa donuk
Bir ışık
Titrer
Sönük-sönük.

Penceresi
Dışına kapanmıştır,
Kapısı
İçine örtük.

 

Image Hosted by ImageShack.us
III.
Yalnız
Bin yıl yasar
Kendini
Bir anada.

 
Image Hosted by ImageShack.us
IV.
Yalnızn
Nesi var, nesi yoksa
Tümü birdenbiredir.

 

Image Hosted by ImageShack.us
V.
Yalnız
Bir ordudur
Kendi çölünde

Sonsuz savaşlarında
Hep yenen
Kendi ordusunu.

 


Image Hosted by ImageShack.us
VI.
Yalnızın
Sakladığı bir şey vardır;
Boyuna yerini değiştirir,
Boyuna onu arara.
Biri bulsa diye.

 

Image Hosted by ImageShack.us
VII.
Yalnız
Hem bilgesi,
Hem delisidir
Kendi dünyasının.
Ayrıca;
Hem efendisi
Hem kölesidir
Kendisinin

Tadını çıkaramaz
Görecesiz dünyasında
Hiçbirinin

 

Image Hosted by ImageShack.us
VIII.
Yalnız
Sürekli dinleyendir
Söylenmemiş bir sözü.

 
Image Hosted by ImageShack.us
IX.
Sözünde durması
Yalnızın yalancılığıdır
Kendisine.

Hep yüzüne vurur utancı.
O yüzden
Gözlerini kaçırır
Gözlerinden.

 

Image Hosted by ImageShack.us
X.
Yalnızın odasında
İkinci bir yalnızlıktır
Ayna.

 

Image Hosted by ImageShack.us
XI.
Yalnız
Hep uyanır
İkinci uykusuna.

 

Image Hosted by ImageShack.us
XII.
Yalnız
Kendi bencinin
sen’idir.

 

Image Hosted by ImageShack.us
XIII.
Bir sözde saklanmış bir yalanı
Bir gözde okuduğundan
Bakmaz kendi gözlerine bile.

 

Image Hosted by ImageShack.us
XIV.
Hep susadığında
O
Kendi çölündedir. 

 

Image Hosted by ImageShack.us
XV.
Kendi öyküsünü
Ne anlatabilen
Ne de dinleyebilen.

Kendi türküsünü
Ne yazabilen,
Ne söyleyebilen.


Image Hosted by ImageShack.us
XVI.
Bir zamanlar güldüğünü
Anımsar
da...Yoğurur hüzünün çamurunu
Avuçlarında.

 

Image Hosted by ImageShack.us
XVII.
Yalnız
Aranan tek görgü tanığıdır
Yargılanmasında
Kendi davasının...

Her duruşması ertelenir
Kavgasının.

 
Image Hosted by ImageShack.us
XVIII.
Yalnız
Hem kaptanı
Hem de tek yolcusudur
Batmakta olan gemisinin.

Onun için
Ne sonuncu ayrılabilir
Gemisinden,
Ne de ilkin.

 

Image Hosted by ImageShack.us 

XIX.
Yalnızın adı okunduğunda
Okulda ya da yasamda
Kimse
'Burda'
diyemez ..
Ama
Yok da..

 
Image Hosted by ImageShack.us
XX.
Uykunun duvarında başladı...
Önceleri bir toz gölgesi sanki;
Sonra bir yumak yun gibi.

Ama simdi iyice görüyor
Örümceğin ağını
Gün gibi

 
Image Hosted by ImageShack.us
XXI.
Yalnız
Duymuş olduğunun sağırı,
Görmüş olduğunun koru
Dur

Ölür ölür ölür
Öldürür öldürür öldürür

Duyduklarını unutur,
Duyacaklarını düşünür.


Image Hosted by ImageShack.us 

XXII.
Yalnızın adına
Hiç kimse konuşamaz..

O
Kendi kendisinin
Sanığıdır.

 
Image Hosted by ImageShack.us
XXIII.
Yalnız
Önceden sezer
Sonra olacakları

Paylaşacak biri vardır;
Anlatır anlatır ona
Olanları, olmayacakları.

 

Image Hosted by ImageShack.us

XXIV.
Her leke
Kendisiyle çıkar.

 

 

 

Özdemir Asaf

Image Hosted by ImageShack.us

 

 

 

 

Özdemir Asaf (1923 - 1981)

Kullanıcının Eklemiş Olduğu Resim



Asıl adı Halit Özdemir Arun'dur. İlk ve ortaöğreniminin bir bölümünü Galatasaray Lisesi'nde yaptı. 1942 yılında Kabataş Erkek Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi'nde, önce Hukuk Fakültesi'ne, sonra İktisat Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü'ne devam ettiyse de 1947'de yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. Bir süre sigorta prodüktörlüğü yaptı. 'Zaman' ve 'Tanin' gazetelerinde çevirmen olarak çalıştı.


İlk yazısı 1939'da 'Servetifünun-Uyanış' dergisinde çıktı. 1951'de Sanat Basımevi'ni kurarak matbaacılık yaşamına girdi. Kendi şiir kitaplarını bastı. 1955'te Yuvarlak Masa Yayınları'nı kurdu.


İkilikler ve dörtlüklerden oluşan ilk şiirlerinde yoğun bir söyleyiş özelliği göze çarpar. İnsan toplum ilişkilerine yönelik temaları konu edinerek düşündürücü bir şiir evreni kurmuştur. Duygu ve düşünce yoğunluğuyla birlikte, alay ve taşlama şiirine egemen olan öğelerdir. İnsan ilişkilerinin toplumsal ve bireysel yanlarını sen ben ikileminde vermiştir. Çok kullandığı sevgi, ayrılık, ölüm temaları, son dönem şiirlerinde giderek yerini kaçış ve umutsuzluğun tedirginliğine bırakmıştır.


Şiirin bir görüşü yansıtması, bir iletisinin olması düşüncesinden yola çıkmıştır. Yuvarlağın Köşeleri kitabında şiirin ve yazarın işlevi konusundaki görüşlerini dile getirmiştir. Batı şiiri ve geleneksel Türk şiirinden yararlanarak verdiği bileşim sanatını zenginleştirip geliştirmiştir.


YAPITLARI

Dünya Kaçtı Gözüme (1955)
Sen Sen Sen (1956)
Bir Kapı Önünde (1957)
Yuvarlağın Köşeleri (1961)
Yumuşaklıklar Değil (1962)
Nasılsın (1970)
Çiçekleri Yemeyin (1975)
Yalnızlık Paylaşılmaz (1978)
Bir Kapı Önünde (1982, toplu şiirleri 1, ölümünden sonra)
Yalnızlık Paylaşılmaz (1982, toplu şiirleri 2, ölümünden sonra)
Benden Sonra Mutluluk (1983, yayınlanmamış şiirleri, ölümünden sonra)

 

ŞİİRLERİ

Aşk
Bir Şeyin Adı
Biri
Çırılçıplak
Düello
Evrensel Ballad
Geldim
Kalan
Kalmak Türküsü
Kelimeler
Kendisini Unutmuş
Kocaman
Kolay
Lavinia
Noktasız
Sana
Şiir
Öğüt
Yalın
Yuvarlağın Köşeleri

IRVEN YALOM

IRVEN YALOM
 
 
 
13 Haziran 1931’de, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Rusya’dan (Polonya sınırının yakınındaki Celtz adlı küçük bir köyden) göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak Washington DC’de doğmuşum. Evimiz Washington’un merkezinde, ailemin Seaton Caddesi’ndeki marketinin üstünde küçük bir apartman dairesiydi. Washington tecrit edilmiş bir şehirdi ve çocukluğum yoksul siyah komşularımızın arasında geçti. Sokaklarda yaşam çoğunlukla tehlikeliydi. Kapalı kapılar ardında okumak sığınağımdı ve haftada iki kez yedinci cadde ve K caddesindeki merkez kütüphaneye, kendime kitaplardan yığınak yapmak için riskli bisiklet yolculukları yapardım. Neredeyse hiç laik bir eğitim almamış olan annem ve babam kitap okumaz, bizi yalnızca ekonomik yönden desteklerdi; yönlendirme ya da öğüt yoktu.
       Kütüphane mimarisinin yönlendirdiği, değişken bir kitap seçimim vardı; merkezdeki büyük biyografi kitaplığı dikkatimi çekmekte gecikmedi ve bir yılımı bu kitaplıkta A’dan (John Adams) Z’ye (Zoroaster) harcadım. Fakat benim için asıl sığınak, ilham ve bilgi kaynağı edebiyattı. Asla vazgeçemeyeceğim bir inanç geliştirmiştim: Roman yazmak bir insanın yapabileceği en iyi şeydir.
       Zamanımın getto anlayışına göre genç insanların kariyer seçenekleri sınırlandırılmıştı ya da öyle algılanıyordu. Bütün akranlarım ya tıp eğitimi görüyor ya da baba mesleğini sürdürüyordu. Tıp okulu benim için Tolstoy ya da Dostoyevski’ye daha yakın göründü ve eğitimime psikiyatri okumaya karar vererek başladım.
       Psikiyatri durmaksızın merak uyandıran şeylerin kanıtını sundu (hâlâ sunuyor) ve ben hastalarıma her seferinde yeni bir öykünün şaşkınlığıyla yakınlaştım. Her hasta için ayrı bir terapi uygulanması gerektiğine inanıyorum, çünkü her biri benzersiz öykülere sahip. Yıllar geçtikçe bu tutum beni, şu anda ekonomik güçler tarafından tamamıyla tersine yönlendirilen, öyle ki herkese, bütünüyle kişiliksizleştirmeye yönelik etiketleme ve aynılaştırmaya dayanan, kalıplaşmış kurallarla yürüyen yönlendirmeci terapiyi uygun gören profesyonel psikiyatriden çok uzaklara götürür.
       İlk yazılarım, gazetelerde yayımlanan bilimsel makalelerdi. İlk kitabım The Theory and Practise of Group Psychotherapy (Grup Psikoterapisinin Teori ve Pratiği, Kabalcı Yayınevi tarafından yayıma hazırlanmaktadır), terapistlerin eğitimi için yaygın biçimde kullanıldı (700.000 kopya). Yirmi dile çevrildi ve şu an dördüncü basımında. Yirmi yıldır öğrencilerimden duyduğum, kitabımın bir roman gibi okunabildiği. Sonraki kitaplarım: Existential Psychotherapy (bugün devam etmeyen bir kurs için ders kitabı; Varoluşçu Psikoterapi, Kabalcı Yayınevi, 2000), Inpatient Group Psychotherapy (rehber gruplar için yatan hastalara psikiyatrik tedavi rehberi); Encounter Groups: First Facts, yayımlanmamış bir monografi. Daha sonra, Varoluşçu Psikoterapinin çeşitli yönlerini öğretme çabasında edebiyata yöneldim ve son birkaç yıl içinde bir terapi öyküleri kitabı (Love’s Executioner), iki roman (When Nietzsche Wept [Nietzsche Ağladığında, AyrıntıYayınevi] ve Lying on the Coach) ve son kitabım Momma and the Meaning of Life (gerçek ve kurgu terapi öyküleri derlemesi [Annem ve Hayatın Anlamı, Kabalcı Yayınevi, 2000]) yazıldı. Her biri 15-20 yabancı dile çevrildi. Nietzsche Ağladığında İsrail’in çok satanlar listesinde dört yıl boyunca zirvedeki yerini korudu. The Yalom Reader antolojisi, Basic Books tarafından 1997’de yayımlandı. Bugünlerde Schopenhauer üzerine bir roman için çalışıyorum.
       Eşim Marilyn, John Hopkins’ten Karşılaştırmalı Edebiyat (Fransızca-İngilizce) dalında doktora aldı. Bir profesör ve yazar olarak (yakınlarda A history of the Breast’i yazdı ve şu anda History of Wife’ı yazıyor) parlak bir kariyere sahip. San Francisco Koyu’nda yaşayan dört çocuğum tıp, fotoğraf, yaratıcı yazarlık, tiyatro yönetmenliği ve klinik psikoloji gibi çeşitli meslekler seçti.

.

             TurkOscars by LeoTheMaster                       levent desperado
09 novembre

Ten Kızıllığı

Image Hosted by ImageShack.us
 

                                                       Ten Kızıllığı  

 

 

 

Arsız bir iklim daha uyanıyor, coğrafyasına tutulduğum bedeninden...

Baharların gamzelerinde biriken geceleri, kardelenlerin gözyaşıyla siliyorum...
Kim bilir kışa gebe daha kaç sonbahar yağacak sensizliğin üzerine....
Ertesi sevdaların telaşı, şakağına dayandığında, göz göze geldiğin yalnızlığın çekecek tetiği ve yeniden doğacaksın ölüme...
Yüreğin biraz öksüz biraz yetim kalacak.

Avuçlarımda öfke misali çoğalırken hüzün, sana olan uzak yollara, bu kadar yakın oluşum kaçırır uykularımı.
Kumbarama bozuk bir gün daha attım çocuksu birikimlerimi bir yetişkin edasıyla harcayacağım sana.
Elimde kalan sıfırla, kendime yeni bir yalnızlık daha alacağım...

Kaçışın gözlerimde yakalandığında, utancını nasılda saklamıştın saçlarınla.

Yanaklarında batıyordu sanki gün.

Marmara’yı gerdanıma serip, kız kulesine hapsettiğin feryadımı çalıyordun.

Eski bir balıkçı teknesiydi tek şahit.
Hırçın dalgalara yenik düşmüş olsa gerek,üzerinde belli belirsiz “ÖZLEM” yazıyordu.

Terk edilmiş olması ise tamamen bir tesadüften ibaretti...

Diken üstü huzurumu asi şehirlerin kıyamet çığlıkları esir almışken,yokluğunda şehit olan bedenimde mahsur kalan ruhum özgürlüğün gözünden düşme telaşında.
Uyanın dağlar, açın eteklerinizi de topladığım yıldızları bırakıyım...
Sende yaklaş ölüm, bir sır vereceğim;
Peşimi bırak!

Gün tenimde doğmadan seninle gelmeyeceğim.

 

 

Hümeyra

05.11.05

07 novembre

PaRa

 
Image Hosted by ImageShack.us
PARA
Size insanların karakterlerini tanıyabilmek için bir ipucu vereyim:
parayı lanetleyen kişi onu yüz kızartıcı bir yoldan kazanmıştır.
Paraya saygı duyan biri ise onu hakkederek kazanmıştır.
Paranın şeytan işi olduğunu söyleyen kişilerden mümkün olduğunca hızla ve uzağa kaçın.
Bu cümle, yaklaşmakta olan bir cüzamlının çaldığı çan gibi, size doğru gelen bir yağmacının habercisidir.
 
"AYN RAND"
02 novembre

Bayram

Image Hosted by ImageShack.us
28 ottobre

IQ Testi

 

Şu anda Japonya'da is başvurularınla aşağıdaki linkteki IQ testi veriliyormuş!

 

http://freeweb.siol.net/danej/riverIQGame.swf

 

 

Linkten, büyük mavi yuvarlaği tıklayın.

 

Oyunun kuralı:

"herkes nehirden karşıya geçmeli"

Sala binecek kişilerin üzerine, salı karşıya geçirmek içinse kırmızı

yuvarlaklara tıklamak gerekiyor.

 

Kurallar:

Bir seferde sadece 2 kisi sala binebilir.

Baba, anneleri yokken kizlarin hicbiri ile sala binemez.

Anne de babalari yokken ogullarindan hicbiri ile sala binemez.

Hirsiz, polis yokken aile ile yalniz kalamaz.

Sali kullanmayi da sadece anne, baba ve polis biliyor!

 

 

Kolay gelsin!

 

 

Visualizza altri interventi
 

Lou Salome

Söylediklerimi Dinlemeyip, Düşündüklerimi Anlamayan GİREMEZ...!
Foto 1 di 12